Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Bölümü Dekanı Prof. Dr. Mustafa Sarı, Erdek'te Marmara Denizi'nde görülen müsilaj (deniz salyası) hakkında düzenlenen panelde konuştu.
Erdek Kapalı Spor Salonu'nda düzenlenen panele Kaymakam Abdullah Atakan Atasoy, Erdek Deniz Üs ve Garnizon Komutanı Vekili Dz. Kd. Alb. Hasan Ali Özen, Belediye Başkan Vekili Hasan Yapakçı, Erdek İlçe Emniyet Müdürü Faik Karabaş, İlçe Jandarma Komutanı J.Yzb Halil İbrahim İlanku, siyasi parti temsilcileri, belediye meclis üyeleri, muhtarlar, sivil toplum kuruluşları, turizm işletmecileri ve vatandaşlar katıldı.
Panel öncesi kısa bir konuşma yapan Belediye Başkan Vekili Hasan Yapakçı, "Marmara Denizi çok önemli bir deniz. Maalesef biz kaynaklarımızı hor kullanıyoruz. Sanayi tüm evsel katı atıklarımızı denize boşaltıyoruz. Doğa da bunun cezasını geçtiğimiz günlerde salya, müsilaj olarak veriyor." dedi. Ardından kürsüye Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Bölümü Dekanı Prof. Dr. Mustafa Sarı çıktı.
Prof. Dr. Sarı, Kasım ayından bu yana müsilaj hakkında konuştuğunu ancak deniz yüzeyinde görüldüğü tarih olan 15 Nisan'dan bu yana duyulduğunu açıklayarak başladı. Sarı, "Denizde balıkların beslenmesini ve oksijen üreten fitoplanktonlar var. Müsilaj nasıl oluşuyor? Denizin içerisinde çoğalan fitoplanktonlar bizim attığımız atıklarla daha da çoğalıyorlar. Aşırı çoğalmaları sonucunda fitoplankton grupları çok fazla olan azot ve fosforu yok etmek için hızla sayıları artmaya başlıyor. Bu kadar çok çoğaldıkları için de yaşadıkları ortam stresli bir ortam haline geliyor ve kendilerini korumak için mukoza tabakası salgılamaya başlıyorlar. Müsilajın oluşması için 3 şart önemli. Birincisi, 40 yıldır Marmara Denizi'ndeki atıkları yönetme politikası. Ön arıtma diye bir sistem yapıyoruz. Ön arıtma, arıtmama demek. Gelen atıklar bir ızgaradan geçiyor, ızgaradan geçtikten sonra sıvılaştırıcılarla karıştırılıp bir müddet bekletildikten sonra borularla denizin dibine basılıyor. Kanalizasyonu olduğu gibi denizin dibine döküyoruz. Bu yanlış. Birincisi, kirliliğin yükü. İkincisi, sıcaklığın artması. Üçüncüsü, Marmara Denizi'nin orijinal yapısı deniz şartlarını durağan hale getiriyor. Yani Marmara Denizi'nin dibi ile yüzeyi arasındaki dikey karışımlar az. Yüzeydeki karışımlar sadece Karadeniz'den gelen suya ve meteorolojik koşullara bağlı. Yani Marmara Denizi hassas bir deniz."
Sarı, kim kirletiyor sorusuna "Toplu bir kirlilikten bahsetmiyoruz. Toplu bir yanlış atık yönetim politikasından bahsediyoruz." şeklinde cevap verdi. "Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın sayfasındaki rapora göre İzmit Körfezi, Gemlik Körfezi, Bandırma Körfezi 1. derecede, Erdek Körfezi 2. derecede kirli. Neden, akıntı az. Sanayi ve nüfus da buralarda."
Müsilaj suyun yüzeyden 30 metreye kadar olan ışıklı bölgesinde oluşuyor, dipte devam ediyor. Ölenlerin bir kısmı yukarıya çıkıyor, bir kısmı dibe çöküyor. Yukarıya çıkanlar köpükleşiyor. Köpükleşenler rüzgarın, akıntının etkisiyle kıyılarda birikiyor, kalın tabakalar oluşturuyor. İşte biz onlardan korkuyoruz. Rüzgar onları dağıtıyor. Bir kısmı parçalandı, bir kısmı açığa sürüklendi ama yeniden çıkacak. Aşağıda üretim devam ediyor. Müsilaj balıkların solungaçlarını tıkıyor böylece balık ölümlerine neden oluyor. 22 Nisan'da Bandırma Misakça sahillerinde toplu balık ölümleri gördük. Bir kısmı dibe çöküyor. Dibe çöktüğünde de o bölgedeki organizmaları öldürmeye başlıyor. Zemine bağlı yaşayan canlılar hem oksijensiz hem de besinsiz kalıyor. Erdek Körfezi'ndeki süngerlerin %70'ten fazla müsilajdan dolayı ölmüş durumda. Süngerler ölürse balıklar ne yiyecek, nasıl nefes alacak. Onlar suyu süzerek besleniyor. Midyeler, mercanlar ölüyor. Midye çiftliklerinde ölümler başladı. Midyecilik sektörüyle ilgili yanlış bilgilerimiz var. Midye denizi kirletiyor zannediyoruz, midye denizi temizliyor. Keşke daha çok olsa. Midye yataklarına zarar verdiğimiz için belki de deniz bu kadar kirlenmeye başladı."
Prof. Sarı, müsilaja karşı alınacak önlemler için iklimi değiştirme şansımızın olmadığını söyleyerek, "Marmara Denizi'ne bıraktığımız atıkları yönetebiliriz. Türkiye'deki endüstrisinin yarısı Marmara Denizi'nin çevresinde kümelenmiş vaziyette. Bu atıklar doğrudan ya da dolaylı denize gidiyor. Yatırımlar yapılıyor ama yetmiyor. Deniz çok büyük. Ve biz bu büyüklüğe uygun yönetme politikasına sahip değiliz. Hepsinden daha büyük bir sorunumuz var. O, kirliliği yönetme sorunumuz. İki şey yapabiliriz. Krizi yönetiriz. Şu anda krizi yönetmeye çalışıyoruz. Kenarlarda biriken müsilajları toparlarız. Biz toplarız o aşağıdan geri çıkar. Dolayısıyla bu çözüm, uzun vadeli bir çözüm değil. Şu anda geçici bir çözüm. Uzun vadeli çözüm de atık yönetim politikamızı geliştirmemiz gerekiyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Cuma günü bir eylem planı hazırlığı toplantısı yapacak. Ben aynı konuşmayı orada da yapacağım. Yapılması gereken, bir an önce 1 litre atığı bile Marmara Denizi'ne bırakmayacak yeni bir yaklaşımla bir atık yönetim politikası geliştirmemiz gerekiyor."
Belediye Başkan Vekili Hasan Yapakçı, Prof. Dr. Mustafa Sarı'ya çiçek ve plaket tabak takdim etti.
Daha sonra soru-cevap bölümüne geçildi. "Bu sene denize girilebilir miyiz?" sorusuna karşılık olarak Prof. Sarı, "Müsilaj olan yerlerde girilmemeli. Temasın minimum olması gerekiyor. Müsilaj olmayan yerlerde girilebilir." cevabını verdi. Son olarak kürsüye çıkan Belediye Başkan Vekili Hasan Yapakçı, "Marmara Denizi kesinlikle sanayi ile çevrilmeyecek kadar değerli bir deniz. Sanayi getirisi var, götürüsü daha çok. İnsan yaşamının daha az yoğun olduğu yerlere mutlaka taşınmalı. Mesela soğutma suları. Gemiler denizden aldığı 5 ila 12 derece suyu 70-80 derece denize veriyor. Denize vermemeli bence seracılık desteklenmesi sera ısıtmasında kullanılabilmeli. Seraya girip oradan daha düşük sıcaklıkla denize verilebilir. Büyük metropollerin arıtarak denize verdiği kanalizasyon sularını yeşil alanları sulama amacında kullanılabilir. Bu şekilde daha az katkı vererek, denizi daha az kirleterek denizin kendisini toparlamasına bu şekilde müsaade edilmeli." diyerek herkesi duyarlı olmaya davet etti. Katılım için de herkese teşekkür etti.
Oğulcan Bölükbaşı













Hiç yorum yok:
Yorum Gönder